
Bugun sana kalbimi acmak istiyorum blog, nurtopu gibi bir ayi geride biraktik. Yeri geldi beraber gulduk, agladik; yeri geldi birbirimizin girtlagina yapistik. Yeri de bu kadar gelmisken; soz vermeme ragmen sana o cok istedigin logoyu hala tasarlayamadik, mahcubuz. Kisa zamanda ustunden cikarmayacagin bir logon olucak, inan bize...
Kalbimin derinliklerindeki, uzun bir donem kafamda soru isaretleri biraktiktan sonra yerini geri donulmez bir cocukluk travmasina birakan konu "Sezaryen" blog... Sezaryenle ilk olarak okumayi sokup gazetelerin eklerindeki karikaturleri karistirdigim donemlerde tanistim. Aslen magazin uzerine kurulu gazete eklerinde surekli gecen "bayan x sezaryenle dogurdu", "sosyetenin tanidik simalarindan y de sezaryeni secti" gibi haberlere anlam veremezdim. Urkutucu cagrisimlar yapardi aklimda sevgili sezaryen. Sanirim biraz da sezaryenli haberlerin birinde gordugum elinde yeni dogmus bebekleriyle poz veren magazin basininin aranan(!) simalarindan bir ciftin erkek olaninin fazla sakalli ve esmer olmasindan oturu sezaryeni hep Sezen Cumhur Onal'a benzeyen bir erkek olarak dusundum. Gunler gectikce sezaryeni kafamda iyice cizdim. Artik o sosyetenin gozde bekarlarindan biriydi kesinlikle, baska ne olabilirdi ki zaten... Kendi kendime yahu bu sezaryen ne capkin adam, herkes onla cocuk doguruyo diyip Sezen Cumhur Onal'a benzeyen, yakisliligin yanindan bile gecmeyen bu adamin cazibesine anlam vermeye calistim senelerce.. Ne zaman TRT'de Muzik Yelpazesi'ni seyretsem hep sezaryeni hatirladim.. Sezarin hakki sezara, hala sezaryen olamadim!